Ayşe's profileNe güzel seni bulmak büt...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    31 March

    Şiir

     

     

     

    YALNIZ BİR OPERA

     

    Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır anlamları, önemi kavranır.

    Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini kazanır.

    Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır.

    Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık

    Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan

    Her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır

    Ölmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla

    Günlerin dokümünü yap

    Benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini

    Kim bilebilir ikimizden başka?

    Sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış

    Bir ilişkiyi, duyguların birliğini,

    Bir aşkı beraberlik haline getiren kendiliğindenliği

    Yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi bir düşün

    Emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya

    Şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor

    Orada olmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla

    Bunlar da bir işe yaramadıysa

    Demek yangından kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda.

     

    .....................

     

    Bu şiire başladığımda nerde,

    Şimdi nerdeyim?

    Yaram vardı, bir de sözcükler

    Sonra vaat edilmiş topraklar gibi

    Sayfalar ve günler

    Işık istiyordu yalnızlığım

    Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum

    İlerledikçe...Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde

    Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha şiir bitmeden.

    Karardı dizeler.

    Aşk...Bitti. Soldu şiir.

     

    Murathan Mungan

    Şiir

    Devâ İçin Dert Aranır, Adı "Aşk".

     BİRKAÇ DELİ GÜVERCİN

     

     

     

    "Beni Cehennem Kılan O Esrarlı Yüzündür"

     

    Siyah belki aldatır içindeki beyazı

    Talihin aynaları kırıyorsa, hüzündür

    Sen yine anlamadın ne baharı ne yazı

    Beni cehennem kılan o esrarlı yüzündür

     

    Sen küçük bir lalesin, avuçlarında nergis

    Ben acının zehrine su katan hummalı dev

    Gözlerinde isyanı damıtıyor kan ve sis

    Gözlerimi yakıyor bu karayel, bu alev

     

    Sen uzak bir nehirsin denizlere yabancı

    Ben ruhumun çölüne göklerden su taşırım

    Senin kalbinde kahra gülümseyen bir sancı

    Ben kalbimi dağların derdiyle paylaşırım

     

    Bilmem neyi aradım bir ömür kışlarında

    Binbir gece yürüdüm hangi muamma için

    Zümrüd-ü anka uçar senin bakışlarında

    Benim rüyalarımda birkaç deli güvercin.

     

    Nurullah GENÇ

    Şiir

        Böyle Kalsın İstiyorum!" demiştin; Pekâla, Böyle Kalsın!
     
     

      

     

       "Sükût bulmaktansa senin yerinde

       Koy beni assınlar kirpiklerinde"

     

       "böyle kalsın!" diyorsun

       Pekâla, böyle kalsın.

     

       Irmak vadiden,

       Sevda denizden

       Baharın baharımdan akmasın istiyorsun

       Oysa çırpınıyor kalbine varmak için

       Damarımda kılçık kılçık titreyen

       Sende kendisini bulan balıklar

       Bu nasıl bir hayal, zarif ve ince

       Renkli mehtabına takıldım ilkin

       Gemiler çatlıyor onu görünce

       Korsan günahlara sığınıyor kin

       Ağlıyor ardında kalabalıklar

     

       Beni kırbaçlara mahkum ettiğin

       Yetmedi, eşkıya gönderiyorsun

       Sonsuzluk şehrinin kubbelerinden

       Şimdi bir "ah" çekeceğim derinden

       Sönecek kanımla alevlenen mum

       Nereye dönersem, duman ve zakkum

     

       "Toprak olsam da, akar bu ırmak bir denize

       Her zerremde bir Mecnûn dirilip sana gelir

       Bir çift semâzen gibi döner başımda taşlar

       Bin defa öldürsen de, bu sevda cana gelir"

     

       Nurullah Genç

    Şiir

     

     

     

    Tâ yanıbaşında durup da böyle,

    Hasretini çektiğin şeylere hasret gitmek!....

    Hem tut o sular için halk ol, hayat ol;

    Hem tut sonra o sulara hasret çek!...

     

    Zeki Ömer Defne

     

     

    Şiir

     

    ...hilye_959562fe982a398b7a1030469fb3aca3

     

    Kırmızıya yönelirken yüreğim

    Laciverdi neden sevdim bilemem

     

    Göl gör ki, hayat

     

    Beyaz bir yağmurun ardında koşan

    Kurak bir yazdır şimdi

     

    Çıra gibi yanmalı mıydı umut

    Kirpikleri ıslanırken zehirden

    Yatağında sessizce kuruyan bir ırmağın

    Kabrine kan dolmalı mıydı birden

     

    Kumsalına kahır döken denizler

    Renkleri bozulan düşlerimizin

    Dünyası değil midir

     

    Süleyman’ı yitirdik içimizde

    Başucumuzda hüzün

    Tahtında bir şâire gülümseyen Belkıs’ın

    Rüyası değil midir?

     

    Ne yapsın İbrahim’i unutan ateşe gül

    Neylesin gölgesine tapınan mecnunu aşk

    Endamını geceye hazırlayan gün için

    Düşer mi sanıyoruz yine sevdaya gönül

     

    Hangi sofra “İbrahim, İbrahim” diye mahcup

    Bir tanrı misafiri arayacak yine de

    Hangi şâir lacivert titremelerle sessiz

    Uzaktan bir leylayı bekleyecek çaresiz

     

    Bilinmez ki bahar mı, ölümüdür bahçemizde

    Görse de bir feryadın umuda kandığını

    Güzün mü gelir ölüm

    Yine de susmak gerek söz yangına düşünce

    Anlamak, bir kapının neden yıprandığını

     

    Siyahtır mezarlığın ardında solan çiçek

    Unutulmuş hatıralarda gizli

    Tükenmeyi öğrenince yalnızlık

    Üç şey kalır gidenlerin ardından

    Karasevda, karanlık ve ıssızlık

     

    Anlamadan aşka inen perdeyi

    Direniyor sevenlerin yüreği

    Görmüyor ki zaman titrek, gönül loş

     

    Lacivert bir hayaldir şimdi hüzün

    Mehtabını çalıyor ömrümüzün.

     

    Nurullah GENÇ

    ...

    Benden anlamadın şiirden anla

    Senin gülüşünle yaşadığımı,

    Akşamı ettiğim senden kalanla

    Sabaha seninle başladığımı

    Benden anlamadın, şiirden anla!

     

    Nurullah Genç

     

    (Ne ben, ne şiir... !)

    30 March

    ...

     

     

    "Şimdi hatırasız bir aşktı bu.

    Bütün yaşadıklarımı yok etmek için attım bütün defterlerimi ateşe.

    Kalbim kalmasaydı geriye, yaşanmamış bir aşk olacaktı bu.

    Kalbimi yakamadım."

     

     

    Nazan Bekiroğlu- İsimle Ateş Arasında

    Şiir

     

    ANSIZIN

     

    Seni kaybettiğim o günden beri
    İçimi dağlıyor hasretin, sızın
    Kâh gönderiyorsun yalnızlığını
    Kâh karşıma çıkıyor ansızın

    Herhangi bir gecede, dumanlı bir köşeden
    Bazen ayın ondördü kadar şehla ve güzel
    Bazen bir ejder gibi, bakışları bir kızın
    Izdırab şarabıyla ruhumu sarhoş eden
    Kil renkli gözlerini buluyorum ansızın

    Herhangi bir zamanda muamma bir şarkının
    Dalgın nağmelerinde duyuyorum seni
    Ağlayan kirpikleri bazen kumral ve kısa
    Uçurtmalar taşıyor göklere nefesini

    Bazen karanlıkları örtecek kadar uzun
    Alevli saçlarında dağılıyor gül ve gün
    Kalbimden bir karanfil koparıyor sonsuzun
    Savaşta yenik düşen gemiler kadar üzgün

    Herhangi bir denizin efsunuyla yeniden
    Her şey sanki yeniden başlayacak derinde
    Sönerken mutluluğun nazenin kandilleri
    Yaralı bir güvercin görürüm ellerinde
    Hayalinde bulurum solgun karanfilleri

     

    Nurullah GENÇ

    ...

     

     

    .........

    ...

    Böyle itirazsız gittim o en uzak ülkeye. Bir daha dönüş olmasın diye yolları tahrib ettim, tahrib edemediğimi de bilerek istereyerek unuttum, zihnimden siliverdim. Bir lügat ihlaliyle attım bütün köprüleri. Artık konuştuğum kelimelerin genel geçer lisanlarda karşılığı yok. Saçma? Saçma gibi görünen şeyin bütün karşılığı Nihade'de geçerli. Karanlıklara böyle karıştım. Derin denizlerin dibine böyle indim. Okyanusun zeminine dokundu ayaklarım. Sisin arkasına böyle sığındım. Buzdağının arkası. Görünür yanımdan daha büyük olan görünmez yanımı suyun altında böyle sakladım.

    Daha evvel vardı elbet, ilk değildi. Lâkin bu, vurup da bırakmayanı, alıp götüreni. Sessizce vuruyordu. Aniden oluyordu. Hiç beklenmedik zamanlarda, bazen geliyorum, diyordu. Ama çok defa haber bile vermiyordu. Ben şimdi okyanusun dibinde kavkısı kırık deniz kabuğu. Derin akıntılarla bir o yana bir bu yana yalpalayan su yosunu. Yorumu, yaşamamış kimselere mümkün değil, kelimesi lisanlarda muhtelif. Orada ben şimdi bambaşka bir haldeyim. Canımın acımadığı yerdeyim. Bambaşka bir Nihade'yim.

    ...

    Halimin özeti, taşıyamadığımdan kaçışımdır benim. Şimdiden sonra bir rüyadayım ben. Rüya gerçeğin sılası. Başka türlü nasıl tahammül edilir gerçeğe, bilmiyorum ki ben.

    ...

     

    Nazan Bekiroğlu, Cam Irmağı Taş Gemi

    Şiir

     

     

     

     

    İstanbul bana hep seni hatırlatıyor.
    Çünkü onun gözleri de en az senin ki karar yeşil.


    Hala, gülümseyen bir lale gibi
    Bana sürgününü gönderiyorsun
    Dört yanı çevrili bir kale gibi
    Ne sır umut, ne de sır veriyorsun

    Gemiler gidiyor, sen gidiyorsun
    Sulara yansıyor yeşil gözlerin
    Hüzün dalga dalga, ıssız ve derin
    Beni İstanbul’a terkediyorsun

    Sensiz ne şehrayin, ne deniz kalır
    Gidersin, harabe olur İstanbul
    Martılar göç eder; sular alçalır
    Kendini çöllerde bulur İstanbul

    Güneşi rengarenk şavkınla gökte
    Saçlarını tarar iken bulurum
    Beyazı, gecenin çizgilerinde
    Ellerini arar iken bulurum

    Sensiz çözülür mi gül ve mu/amma
    Yüreğimden hala habersiz misin
    Adını göklere yazarım amma
    Mehtabı kaybolur düşlerimin

     Nurullah GENÇ

    27 March

    Şiir

     

    ccc

    Sende Kalmış

    Bilmiyorum nerdeyim, ne haldeyim, ben kimim
    Ayrılırken kimliğim, adresim sende kalmış.
    Tebessümü yüzüme çok görüyor matemim
    Güldüğümü gösteren tek resim sende kalmış.

    Akların kaybolduğu, rengin ahenk bulduğu
    Toprağın kadehine ab-ı hayat dolduğu
    Bir gül için, bülbülün saçlarını yolduğu
    Aşkın harman olduğu o mevsim, sende kalmış.

    Nerede o çocuksu, o şımarık hallerim,
    Saçlarına hasreti tanımayan hallerim,
    Rengarenk rüyalarım, toz pembe hayallerim
    Tekmil neşem, sevincim, hevesim, sende kalmış.

    Ayıplama, kınama, kahveye gidiyorsam,
    Avunabilmek için bir tavla atıyorsam,
    Garson çay uzatırken ben aklımda diyorsam,
    Sende kalmış demektir, ladesim sende kalmış.

    Dostlar da muhabbeti kestiler, lüzum da yok.
    Zaten senden ziyade sohbetim, sözüm de yok.
    Sen dönmeden kimseye bakacak yüzüm de yok.
    Aynalarda kendimi göresim sende kalmış.

    Sende kalmış umudum, saadet çağım sende,
    Sende kalmış huzurum, tüten ocağım sende,
    Sende hayat kaynağım, duygu membağım sende,
    Can diyorum sana,can kafesim sende kalmış.

    Allah' ım düşmanımı düşürmesin bu zaafa,
    Sanki her noksanımı mecburum itirafa,
    Hangi şarkıya girsem, notalar do re mi fa
    Sol diyorum sana sol, la sesim sende kalmış.

    Gel Tanrıya borcunu teslim etsin bu yürek,
    Tez gel ki enkazımı kapatsın kazma kürek,
    Kelime-i şahadet getirmem için gerek,
    Son diyorum sana, son nefesim sende kalmış.

     

    Cemal Safi

    ...

    ANLADIMM

    Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,
    Kendimi bulduğumda anladım...

    Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
    Kendi yolumu çizdiğimde anladım...

    Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil..
    Bildiklerini bana anlatmadığında anladım ..

    Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
    Aşk peşinden neden yalın ayak koştuğunu anladım..

    Acı doruğa ulaştığında hiç gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
    Neden hiç ağlamadığını anladım..

    Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
    Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..

    Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş,
    Çok acıttığında anladım..

    Fakat, hakedermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
    Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terkettiğinde anladım..

    Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
    Yüreğini elime koyduğunda anladım..

    ''Sana ihtiyacım var, Gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,
    Sana ''Git'' dediğimde anladım..

    Biri sana ''Git'' dediğinde, ''Kalmak Istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
    Git dediklerinde gittiğimde anladım..

    Sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
    Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..

    Özür dilemek değil, ''Affet Beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak,
    Gerçekten pişman olduğumda anladım..

    ve Gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş,
    Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
    Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..

    Ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
    Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım..

    Sevgi emekmiş,Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş... ANLADIMM............

    CAN YÜCEL
    26 March

    Şiir

    Her Ölüm Son Kuyudur

    Yinemi hüzün düştü gönlümüze her akşam
    Yinemi hüzün düştü gönlümüze bu akşam
    Günlerin geceye savruluşunda
    Bir cinayet ipiyle boğulurken bu akşam
    Cenaze var katil yok
    Suç kimdeydi bu akşam
    Küsme kızma karanfil
    Dalında bahar saklı
    Koklamaktan korktuğum
    Yüzünde yüzüm saklı
    Yaz bu akşam fermanı
    Çekk darağacına beni
    Ölümün güzel yüzü şehadet şaha kalktı,
    Artık ne olur bilmem
    Bu milattır ömrüme
    Öyle deme gidişin dokunur yüreğime
    Kaba saba olduysam cevabı sende gizli
    Ateş düşmüş yüreğim tutuşur ellerinde
    Sende olan ne varsa bende mislisi kaldı
    Dilim söyledi ama sor içimde ne yandı
    Ben seninle bir bahar mıuştularken kendime
    Ellerimde gözyaşım inci ile mercan kaldı
    Tünel ucu karanlık görünmez korkuludur
    Virajı alamazsak sonumuz uçurumdur
    Ben bir sevda yanığı sen taze bir karanfil
    Hadi tut ellerimden
    Her ölüm son kuyudur

    Bedirhan GÖKÇE

    Şiir

     

    Bir Gün Baksam Ki Gelmişsin

    Bir gün baksam ki gelmişsin..
    Bir güvercin gibi yorgun uzaklardan yar.
    Gözlerinde bir bitmez,bir tükenmez güzellik
    Saçlarında ilkbahar..

    Bir gün baksam ki gelmişsin..
    Gülüşünde taze serin bir rüzgar
    Ellerin yine eskisi kadar güzel
    Çiçek açmış dokunduğun bütün kapılar..

    Bir gün baksam ki gelmişsin..
    Hasretin içimde sonsuzluk kadar.
    Şaşırmış kalmışım birdenbire çaresiz.
    Dökülmüş yüreğime gökyüzünden yıldızlar.

    Bir gün baksam ki gelmişsin..
    Ne yüzünde bir gölge,ne dilinde sitem var.
    Tozlu pabuçlarını gözlerime sürmüşüm
    Benim olmuş dünyalar...

     

    Yavuz Bülent Bakiler

    21 March

    Şiir

     

    ÇAYA KAÇ ŞEKER?

    Yalnızlığa dayanırımda,
    bir başınalığa asla,
    Yaşlanmak hoş değil öyle duvarlara baka, baka.
    Bir dost göz arayışıyla.
    Saat tıkırtısıyla…
    Korkmam, geçinip gideriz biz Mutlulukla.
    Ama;
    ‘’Günün aydın, akşamın iyi olsun'’
    diyen biri olmalı.
    Bir telefon sesi çalmalı
    ara sıra da olsa kulağımda.
    Yoksa,zor değil, hiç zor değil,
    demli çayı bardakta karıştırıp,
    bir başına yudumlamak doyasıya.
    Ama; ‘’ Çaya kaç şeker alırsın ? ‘’
    Diye bir ses sormalı ya ara sıra…

     CAN YÜCEL

    Şiir

    BASKALASAN ASK

    Adini anmak güzeldi
    dost agizlarda sana dair cümlelerin islatilmasi..
    Adini anmak.
    Yüksek sesle, kimsesiz gecelerin düssel avuntularina
    sirt çevirip senden söz açmak.
    Biraz gülünç, biraz sitemkar..
    Güzeldi...
    Adinin türkçedeki yankisi özeldi...
     
    YILMAZ ERDOĞAN

    ...

    Bulutla Yıldızın Hikayesi...

    Bir zamanlar gökyüzünde birbirlerini gerçekten çok seven bir bulutla yıldız
    varmış...Bulut , gökyüzünün en şeker, en pembe bulutu, yıldızsa; en parlak,
    umudu en çok yansıtan yıldızıymış...

    Gökyüzündeki her varlık onların sevgisi kıskanırmış. Tatlı bir
    kıskkançlıkmış tabii ki onların ki... Ama biri varmış ki, bulut ve yıldızın
    ayrılmalarını yürekten istiyormuş. Hem de yıldızın en yakın arkadaşı
    olmasına rağmen...

    Bulut biraz safmış, kimseyi kıramazmış... Yıldızsa 'bulut' u için elinden
    gelen herşeyi yapabilir, herkese meydan okuyabilirmiş... Zaten onun için bir
    bulutu bir de çok sevdiği dostu peri varmış... Nereden bilebilirmiş ki,
    perinin bir gün bunların hepsini yıldızla bulutun ayrılmaları için
    kullanacağını?...

    Bir gün nazar değmiş, bulutla yıldıza... Hiç yoktan bir sebepten
    tartışmışlar. Bulut, çekip gitmiş, hatalı olmasına rağmen...Yıldızsa
    "Nasılsa bulutum beni seviyor, dönecektir." diye düşünmüş. Fakat hiç bir şey
    beklediği gibi gitmemiş. Ve bulut dönmemiş...Kim bilir, belki de cesaret
    edememiştir dönmeye . Ama tek bir gerçek varmış ki : O da ikisinin de çok
    üzgün olduklarıymış...

    Gökyüzündeki iyilik mekekleri bile ağlamışlar onların durumlarına ama ne
    fayda...

    Ertesi gün yıldız olanları en yakın dostu periye anlatmış. Periyse
    göstermelik bir hüzne bürünmüş... Çünkü eline büyük bir fırsat geçmiş. Artık
    hayatı boyunca kıskandığı kişiye karşı kozları varmış elinde... O kişi, en
    yakın dostu yıldız olmasına rağmen kullanacakmış kozlarını... Hem de büyük
    bir zevkle...

    Bulutun yanına gitmiş ve yıldızın artık onu sevmediğini söylemiş. Bulutsa
    üzülmüş, boynunu bükmüş, ama elinden hiç bir şey gelmeyeceğini düşünmüş...
    Çünkü yıldız inatçıymış...Bir kere olmaz dediyse, bir daha olur demezmiş.
    Peri de bulutun bu üzgün durumundan yararlanıp, ona olan sevgisini itiraf
    etmiş... Bulut da kimseyi kıramadığı için perinin, yıldızın yerine geçmesine
    izin vermiş...

    Yıldız, günlerce bulutun dönmesini, ondan af dilemesini beklemiş. Ama bulut
    gelmemiş. Bir gün yıldız, bulutun yanına gidip, konuşmaya karar vermiş. Gece
    yola çıkmış...

    Bulut, dostu, sandığı periyle birlikte ayda eleleymiş... Melekler
    dayanamayıp, tüm olan biteni anlatmışlar yıldıza... Yıldız, çok üzülmüş ve
    çaresiz dönmüş arkasına ve gitmiş... Ve yavaş yavaş sönmeye başlamış.

    O günden sonra yıldız sönmüş, ışık veremez olmuş... Bulutsa artık ne o kadar
    pembe, ne de o kadar kadifeymiş...

    Yıldız, ilk zamanlar her şeyden vazgeçmiş, hayata küsmüş... Ama kolay pes
    etmemiş...Kısa bir süre sonra hayatıyla ilgili o önemli kararı vermiş...

    O güne kadar hiç görmediği güneşin yanına gidecekmiş ve biraz daha ışık
    isteyecekmiş ondan... Çok geçmeden daha önce hiç görmediği güneşin yanına
    gitmiş... Ondan yansıtması için biraz daha ışık istemiş... Güneş ışık yerine
    sevgisini vermiş yıldıza...

    O gün bu gündür yıldız, dünyaya güneşin sevgisini yansıtır... Bulutsa; hep
    gözyaşlarını akıtır dünyaya... Bir de yüreğinde kopan fırtınaları...

    Şiir

    16920010bh3
     
     
    GİDEREK DAHA AZ
     
    Daha az seviyorum seni..
    Giderek daha az..
    Unutur gibi seviyorum..
    Azala azala..
    Aramızdaki uzaklığın karanlığında..

    Geceler kısalıp..gündüzler uzuyor öyle olunca..
    Daha az seviyorum seni..
    Kendini iyileştiren bir yara gibi..
    Daha az..
    Ve zamanla..

    Sen geceyi tutuyorsun..ben nöbetini..
    Uzak dağ kışlalarında..
    Görmüyoruz birbirimizi..
    Usul usul sis iniyor..
    Kopmuş yollara..
    Işığı hafif..uykusu ağır koğuşlarda üzerini örtüyorum senin..
    Bir çığ gibi büyüyorsun rüyalarımda..
    Sevgilim sevgilim
    Yıldızları daha büyüktür bazı gecelerin
    Nöbet kadar yalnızken öğreneceksin bunu da..

    Artık daha az seviyorum seni..
    Unutur gibi..ölür gibi daha az..
    Yeniden ödetiyorum kendime
    Onca aşkın öğretemediğini..
    Kolay değildi..
    Yalnızca sevgilimi değil..evladımı da kaybettim ben..
    Kaç acı birden imtihan etti beni..
    Bir tek gece vardır insanın hayatında..
    Ömür boyu sürer nöbeti..
    Bu da öyleydi..
    İyi ol..
    Sağ ol..
    Uzak ol..
    Ama bir daha görme beni...
     
    MURATHAN MUNGAN
    20 March

    Şiir

    GELMEDİN

    Gelmedin son hayal de yanıp yanıp kül oldu
    Bu deruni kavgada kırılan gönül oldu
    Şimdi menziller elem,yürek duman,sine çak
    Devleri mahkum eden hayatım şimdi helak
    Gelmedin yıldırımlar düştü hülyalarıma
    Nasıl kıydın be zalim masum rüyalarıma
    Sana doğru her adım neden hep ölüm sunar
    Seni her andığımda renk solar,desen yanar

    Hangi rüzgar sabırla böyle koşar ardından
    Hangi el nakış nakış gergef dokur ardından
    Susarsam anlatır mı seni göklere tarih
    Bensiz olur mu sabah güler mi kara talih
    Gelmedin koptu zincir parçalandı anılar
    Sardı bütün ruhumu tükenmeyen ağrılar
    Kalbimin pembe köşkü harab oldu gelmedin
    Bahçesinde açan gül turab oldu gelmedin
    Bil ki kıyamet kopsa bu ateş sönmeyecek
    Heyhat!..şair mehtaba bir daha dönmeyecek..

    NURULLAH GENÇ

    Şiir

    ÇARESİZ

    Ah bilsen, bir bilsen duyduklarımı
    Sanki bir dağ ağırlığı kalkacak üzerimden
    Ve nehirler boşalacak sanki içerimden
    Sakın bilme!

    ...
    Anlatsan duyarım bütün güzellikleri
    Erir dağlarımın başındaki kar.
    Sussan içimde kıyamet kopar
    Sakın konuşma!

    ...
    Ha küreğe mahkum olmak prangaya vurulmak
    Ha görmemek gözlerini,ikiside bir
    Bütün kördüğümleri çözecek gözlerindir
    Sakın bakma!

    ...
    Bir haberin gelse iki satırlık
    Yüreğim birdenbire kanatlanır yücelir.
    Bir martı gibi çıkar kapına gelir.
    Sakın yazma!

    ...
    Çıkıp gittiğinden beri sessiz sedasız.
    Başıboş kalan esir, zindanda yatan hürüm.
    Dönmesen çaresiz kalır ölürüm
    Sakın gelme!

    ...
    İşte dağlar taşlar şahidim olsun
    Yüzüme bakma, konuşma, yazma istemiyorum
    Dipsiz karanlıklara bağırıp duruyorum
    Sakın işitme!
    YAVUZ BÜLENT BAKİLER